|
Tweet | Tarih: 07-10-2026 12:10 |
Ekim 2026 ile birlikte ev sahibi ve kiracıların yakından takip ettiği kira artış oranı yeniden gündemin ilk sıralarına yerleşti. Ekim ayında yenilenen konut ve işyeri kira sözleşmelerinde uygulanabilecek artışın üst sınırı, TÜFE'nin on iki aylık ortalamasına göre %31,49 oldu.
Ancak burada toplumda sıkça yanlış anlaşılan önemli bir nokta var: %31,49, her kiraya mutlaka bu oranda zam yapılacağı anlamına gelmiyor.
Bu oran, ilgili kira sözleşmesinin koşulları ve kanuni hükümler çerçevesinde uygulanabilecek artış bakımından üst sınırı ifade ediyor. Tarafların daha düşük bir artış üzerinde anlaşmasının önünde bir engel bulunmuyor.
Rakamlarla anlatırsak konu daha anlaşılır hale geliyor.
Aylık kirası 20.000 TL olan bir konutta %31,49 oranının tamamının uygulanması halinde artış miktarı 6.298 TL, yeni kira bedeli ise 26.298 TL oluyor.
30.000 TL'lik kira 39.447 TL'ye, 40.000 TL'lik kira ise 52.596 TL'ye kadar çıkabiliyor.
Bu rakamlar özellikle büyükşehirlerde yaşayan kiracılar açısından aile bütçesinde ciddi bir yük anlamına geliyor.
Kira meselesini yalnızca kiracı açısından değerlendirmek eksik olur.
Bir tarafta gelirinin önemli bölümünü kiraya ayırmak zorunda kalan vatandaş bulunuyor. Diğer tarafta ise satın aldığı taşınmazdan gelir elde etmek isteyen, bakım ve onarım giderleriyle, vergilerle ve diğer maliyetlerle karşılaşan mülk sahibi var.
Dolayısıyla mesele, “ev sahibi mi haklı, kiracı mı?” tartışmasına indirgenmemeli.
Asıl ihtiyaç, iki tarafın da hakkını koruyabilecek sürdürülebilir bir kira piyasasının oluşturulmasıdır.
Özellikle son yıllarda kiralık ilanlarda görülen yüksek bedeller, mevcut kiracılardan da aynı rakamların talep edilmesine yol açabiliyor.
Oysa mevcut bir kira ilişkisindeki artış ile bir taşınmazın bugün piyasaya ilk kez kiraya verilmesi aynı hukuki mesele değildir.
Kira artışında sözleşmenin tarihi, sözleşmenin içeriği, Türk Borçlar Kanunu hükümleri ve gerektiğinde kira tespitine ilişkin şartlar birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle hem kiracıların hem de mülk sahiplerinin sosyal medyada dolaşan bilgiler yerine mevzuata ve somut sözleşmeye göre hareket etmesi büyük önem taşıyor.
Türkiye'nin kira meselesini yalnızca her ay açıklanan artış oranları üzerinden tartışması yeterli değil.
Asıl mesele, vatandaşın gelirine uygun yeterli sayıda konuta ulaşabilmesidir.
Yeni konut üretiminin artırılması, kiralık sosyal konut modellerinin geliştirilmesi, boş konutların ekonomiye kazandırılması ve yatırımcının yeniden uzun vadeli kiralama piyasasına yönelmesini sağlayacak güven ortamının oluşturulması gerekiyor.
Çünkü piyasada yeterli kiralık konut yoksa, kanuni artış oranları mevcut kiracıları belirli ölçüde korusa bile yeni kiralamalardaki fiyat baskısını tek başına ortadan kaldıramaz.
Ekim ayının %31,49'luk kira artış tavanı, milyonlarca ev sahibi ve kiracıyı doğrudan ilgilendiriyor.
Fakat unutulmaması gereken şu:
Bu oran bir hedef değil, üst sınırdır.
Ev sahibi açısından mülkiyet hakkının ve yatırımın ekonomik karşılığının korunması ne kadar önemliyse, kiracı açısından barınma giderlerinin sürdürülebilir olması da o kadar önemlidir.
Kira piyasasında kalıcı çözüm, taraflardan birini diğerine karşı korumaktan değil; adil mevzuat, doğru bilgilendirme, yeterli konut arzı ve güvenilir bir emlak piyasası oluşturmaktan geçiyor.
Orhan Kaşıkçı
Gayrimenkul / Emlak Gündemi